6 Eylül 2009

One Night Stand

Bir kriko ile kaldırılıp atılmıştı bozuk parçalar masaya, henüz yanmakta olan sigara ve mendil dumanıyla seyrimi izliyordu, çekinmeden çekiyordum içine kokusunu dargın bir gecelik ayrılığın.

Bir adım ötede duran boş bakışlarıyla bir kadın, gözleri yaşlı bitap belliydi ki gecelerdir uyumamıştı; ..aşk sendromu ..aşk riyakarlığı ..belki timsah göz yaşı ve kaybetmenin değerini bilmeyenler için şeker bayramında özenle hazırlanmış mendillerin içerisindeki 5 kuruş ve şekerlemeler gibi bir hediyeyle gelmişti.. küçük çocukların huzuruydu bu bilirdim.

Kırmızı ışık altında bir direk seksi elbiseler ve yansıyan ışığın kenarda vurguladığı cam kristal şeker kabı üzerine düşen bir adet tanga... durumu vurguluyordu.

- One night stand baby hepsi bu. Hadi işimize bakalım.
fonda sesim... Değersizliği kendine eş edinmiş hanım hanımcık gözüken bir bar hanımefendisinin gögüslerinde boğularak son buldu.

Sıcaktı, hatırlıyorum uykuya dalmadan horlayacağını bildiğim bir burun eti ve arasından su sızacak dolgun dudakları vardı.. Saçları siyahtı, küçük mavi sıradan bir tokayla tutturulmuştu. Işık kapanınca pek belli olmuyordu bakışları ancak şuhtu bunu hissedebiliyordum. Ona ne yaptığımı bilmiyorum, ancak bacaklarının arasından süzülen çocuklarım seslerimizi bir masal dinlemiş gibi anarak uykuya dalıp ölüyorlardı.

-Öldüklerini gördüm onların.

-Rüya görmüşler ölememişler demek ki !

Kadın yıllardır silinmemiş edası yaratan sümüklerini adeta küllüğe bıraktı.

-Hadi be bana mı atacaksın peydahladıklarını! Sorumlusu ben değilim bebeğim, bebeklerinin! Ayrıca sümüklerin sigarama bulaşıyor, içeceksen sen iç bu zıkkımı. dedim usul değil şiddetli bir tornado etkisiyle ve o denli yıkım yarattı sözlerim.

-Bu kadar çabuk sıyrılamazsın!

Evet bir tereyağın bıçaktan sıyrıldığı gibi sıyrılıyordum olanlardan açıktı bu! Net olarak hatırlamadığım bir gün ve hiç mi hiç hatırlamadığım bir kadının içine bir bebek bırakmıştım. Filizlerini alıyordum kendi pisliklerimle süslediğim nefretin buna rağmen kendi özsaygısını içine bertaraf edip üste çıkmaya çalışıyordum çünkü biliyordum ki onu orospulukla suçladığımda kendisini orospu ilan etmemi yadırgamayacak kadar düşünmüştü bu cevabı, hatta bunu söylediğimde vereceği cevapları bile bir kağıda yazmıştı. Oyun keyifli geçiyordu bilinen gerçekler yine bilinenlerle güreşiyordu adeta. Tek sorun varsa ortada o da benim ona vereceğim cevapları bilmemesiydi..

- Bunu sen yaptın ve bu olaydan kurtulmama yardım edeceksin! Kurtulamayacaksan benimle evleneceksin.

- Hadi ya yok öyle yağma! Naparsan yap bebeğim mesela benden sonraki tek geceliklerine git lütfen onlar yardım edeceklerdir sana ama ben o kadar salak değilim.........

-Allah belanı versin senin yüzünden doğuracağım bu çocuğu!

dedi ve kapıyı vurup çıktı, gülüyordum...

Olanlar benden habersiz gerçeleşmiş fakat yolumu açmıştı. Kokan bir penisten kokan bir vajinaya doğru dünyaya geliyordum bu sistemi bu cereyan edişleri kendim hazırlamıştım ve memnundum durumdan. Hazımsızdım tekmelemekte çok gecikmedim peydahlandığım üzere erken dünyaya gelişim, en az anne karnına gelişim kadar olaylı oldu.
doğdum ..

bütün olay buydu..

Öykü ÖZGEN

28 Temmuz 2009

Tek Gece

İşte hayat bu kadar kolaydı, ve bu kadar ucuzdu bir bedene sahip olmak, bir bedenin içine girmek veya bir bedenin bedenine girmesi; tek bir gece için bile olsa tek olmak. Her gece yeni bir bedenle her gece ayrı bir heyecan yaşamak ve ardından gelen monotonluğa aldırmayışlık.

Kolay diyorum ya aşk yok, duygu yok, hissetme zorunluluğun yok. Bir beden vücudunun altında inliyor ya da sen onun vücudunun altında inliyorsun. Hiç bir şey düşünmeye ihtiyacın yok. İçi boş bir teneke gibi vurdukça inletiyor, vuruldukça inliyorsun.

Dudaklarından başlayıp bütün vücudu saran bir öpücükler silsilesi, yalancı bir ateş sadece hayvani dürtüler tarafından alev alan bir çift beden tek olmak arzusunda, tutku yok, sevgi yok. Çok değil çünkü tek gece; ertesi gün unutulacak hiç bir şey olmamış gibi davranılacak, gün gelecek o sevgilinle tanışacak arkadaşız denilecek. Kimse bilmeyecek yaşananları.

Sıcaktan yada hareketlilikten belkide heyecandan terleyen vücutlar bu gecenin tek şahidi. Sabah uyandığında sana bakıp gülümseyecek bir yüz yok, zaten böyle bir beklentide yok. Her şey sıradan dünyada aşk diye bir şey yok niye bizde olsun, böylesi en iyisi.

Yeterince inlettin mi yeterince inledin mi zevk çığlıkların karıştımı gecenin karanlığına? Yak bir sigara o zaman çek içine derin derin, ertesi gecenin kurbanını hayal etmeye başla şimdiden.

17 Haziran 2009

Bir Hayalet

Bitaneme

Bir tek seni sevdiğim doğruydu...
Ve bu doğru yüzünden hayatım yalana battı...
Sen beni dışladığından beri beni sevenlere bir hayalet hediye ettin...
Tepeden tırnağa aşka, tepeden tırnağa özleme batmış bir hayalet...
Kimisi senin beni beklettiğin kapıda beni bekledi.
Seni beklemekten yorulur, onunla birlikte çekip giderim diye buralardan...
Ve ben en çok onların sevgisine inandım.
En çok onlara derinden üzüldüm.
Ve hep merak ettim, karşılıksız ve onca yıl bir hayaleti nasıl böylesine sevebildiler diye...
Dünyanın iyi bir yer olduğuna ve yaşamak için çok sebep bulunduğuna, bu insanların bir hayalete duydukları o akıl almaz, o sonsuz sevgileri yüzünden bir kez daha inandım...
Seni unutmak için başladığı her aşkı yine seninle aladatan bir hayalete...
Seninle kendini, bütün düşlerini, çocukluğunu, yaşadığı bütün acıları aldatan bir hayalete...
Bir tek sana duyduğu sevgisi doğru olan, bu yüzden bütün hayatı bir yalan olan hayalete...

Cezmi Ersöz

15 Haziran 2009

Son Bir Ayın Özeti

Çalışmak elinizden çok şey alabilir, birçok şey verebilir bunu en iyi zaman gösterir.

Benim son bir ayda anladığım en acı şey ise çalışmak kötü bir şey, çalışırken zihin çalışıyor her şeye farklı bakmaya başlıyor, sonra acaba diyorsun. Bu "Acaba" inandıklarını bile sorgulatıyor.

Hayatımda son kez çalıştım, şimdi tekrar koyun olma vakti.

Huzur

Vakit geçmek bilmiyor artık, ne günlerim geceye ne de gecelerim gündüze kavuşabiliyor. Çaresiz bir bekleyiş içerisindeyim. Herkesi bekleyen son beni biraz erken karşılayacak biliyorum. Kalbim başkalarının kalbi gibi uzun süre tutunamayacak bu hayata. Belki kalbim değil zihnim kaybedecek bu savaşı ilk. Acı, gözyaşı ve çaresizlik kaç kalp kaç zihin vardır ki bunlara rağmen uzun bir yaşam için savaş versin, hayata sımsıkı tutunsun. Hele vücudum çoktan pes etmişken; bacaklarım aslında hiç ağır olmayan vücudumu bile taşıyamıyorken; ne zaman, ne zaman? Ne zaman bitecek bu çaresizlik, ve ne zaman kavuşacağım insanlara vaad edilmiş sonsuz huzura?

Anlam

Önümde kitaplar, boş gözlerle bakıyorum. Ne ben onların dediklerinden, ne de onlar benim dediklerimden bir şeyler anlıyor. İzliyoruz birbirimizi, nereye gider bu konular, nereye gider bu adam.

Sadece bir ses, bir gülenyüz, bir gel bekliyorum, bir çileye son noktamı koymak için. İşte bu yüzden bakıyorum kitaplara belki çileme deva olurlar diye beyhude bir umutla.

Her gün bana bir şeyler anlatan kitaplar, bugün anlamsızlar dillerini çözemiyorum bir türlü, bildiğim harfler, bildiğim şekiller, bildiğim cümle düzenleri, ama anlayamadığım bir lisan. Ben mi onların dilini konuşmuyorum artık yoksa onlar mı benimkini?

Yoksa anlamsızlaştı mı herşey bende dahil, kimse için birşey ifade etmiyor mu kelimeler? Yoksa sadece ben mi? Sadece ben mi çaresizim? Peki ya sen? Sen bana bu kadar anlamlıyken benim sende bir anlamım kaldı mı?

29 Mart 2009

Yağdıkça

Yerle yeksan, ıslak saçlı, kem gözlü,
Kavim göçlerinden bu yana ağlayan
Ve durmadan
Cep kanyağı yakıcılığında ezgiler
Çalan, çaldıran, yakalatan
Adı bende gizli bir kadındı İstanbul


Şehre bir yağmur yağdı
Ben ağladım

Sevilirken ayrılmak mı kaldı Bizanstan
Oyun dolan yoktu gözlerde sadece ses
Verilmiş sözler birdi edilen yeminler sıfır
Eşyalar alındı fotoğraflar söküldü yerlerinden
Bir aşkın izlerini yok edecek bir başka aşk sipariş edildi yeniden

Bir şehre yağmur yağdı
Ben ağladım

Kim daha çok yalan söndürdü çay bardaklarında
Hangisi talandı demli öpücüklerin
Ve buğularda yitirilen kimin adıydı
Bir aşktan diğerine kaç saate gidiliyordu
Soyulur muydu kabuğu hayatın
Yoksa bütün vitamini kabuğunda mıydı?

Yağmur şehre bir yağdı
Ben ağladım

Ben giderken en çok seni götürdüm
Aklımın nakliyesiydi asıl yoran taşıyıcıları
Yardan düşmüştüm yaralarım yardan armağandı

Kutsal kitabımdı ziyan edilmiş sevgililer atlası
Ben sevmeyi beceremedim belki de sevilmeyi
Benim sevmeye engel evcil acılarım vardı

Ben yağmur ağladım bir şehre yağdı
Ben şehre ağladım bir yağmur yağdı
Ben bir ağladım şehre yağmur yağdı

Ben...
Yağmur...
Ağladım...

Yılmaz Erdoğan

10 Mart 2009

Peki ya sonra?

Attığım her adım sana doğru; korkusuzca, bazen hızlı bazen yavaş. Çoğu zaman pervasızca, ama yine de temkinli. Yürüdüğüm her yoldan daha dikenli daha toz, toprak; ve bir o kadar güzel, buram buram sen kokan.

Her adımımın ardından geriye dönüp bakıyorum ardımda bıraktıklarımı umursamaya fırsat vermeden önüme. Yürünen yollar kısalır ya hani benim yolum hiç kısalmamış hep uzamış. Her sana yaklaştım dediğim anda senden ve başladığım noktadan daha çok uzaklaşmışım. Ve şimdi ben öyle bir noktaya gelmişim ki; sana giden yolda geçmişsizliğim ve sensizliğimle kaybolmuşum.

Bana doğru biraz gelir misin, seni görebilir miyim tekrar?

Bir deniz feneri edasıyla beni kaybolduğum bu ıssız yerlerden sana doğru çekebilir misin?

Yoksa beni kayboluşumla yalnız bırakıp sonumu beklemeye devam mı edeceksin?

Peki ya sonra?

1 Mart 2009

Kalp Acısı (Bölüm 1)

Aşka dair bir şeyler yazmak bana uzak artık. Zira aşk denince hep acı, hep hüzün, hep hasret deliyor aklıma.. Bir de küçük bir aşk hikayesi; sonu olmayan tek taraflı bir sevda...

Acıyı anlatmak lazım aslında, ama kalp acısını. Göğüs kafesi büyük bir basınçla sıkışır nefes almak zorlaşır. Düzenli alınan nefeslerin seyri değişir, artık kesik kesik alırsın nefesleri. Yetmez! Az gelir alınan nefesler daha hızlı daha kesik alırsın...

Kalp sıkışır ritmi bozulur, can yanar. Her kalp acısı gözyaşınıda bir şekilde beraberinde getirir. Kimi gözyaşları görülür, kimi ise gözyaşlarını içine atar. Gözyaşı akıtanlar bir şekilde rahatlar. Kalp acısını arttırmanın en iyi yolu gözyaşlarını içine akıtmaktır. Gözler dolacak fakat ağlamayacaktır kişi hıçkırıkları boğazına dizilecek sesi çıkmayacaktır. Ve kalbi acımaya devam edecek, hep daha fazla.

En çok erkeklerde olur bu çünkü erkek adam ağlamaz derler, hele gündüz gözüyle imkansız. Oysa ki gözyaşı gündüz gece dinlemez...

Kalp acısı bireylerde en çok hal ve tavırlarda değişikliğe neden olur. Kalbi acıyan bir insan bir insan sakin bir tavır sergiler sıklıkla, olabildiğince çevresinden uzaklaşır. Sadece bir şeyler sorulduğunda yanıtlar. Damar şarkılarda denilen hüzünlü şarkılar dinler. Hep kalbini acıtan olayları ve nedense genellikle aşkı düşünür.

Ender olarakta bunun tam tersi eylemler sergileyen bireylerde vardır. Sürekli konuşur, eğlenmeye çalışır, danseder, sosyal ortamlarda vakit geçirir, kalp acısını unutmaya çalışır. Ama yalnız kaldığında kalbi kendisine gerekli cezayı keser.

Anlattığımız son davranış şeklindeki bireylerle işimiz olmaz. Bizler kalp acısını adam akıllı yaşayan unutmayan bireylerden bahsetmek istiyoruz.

Kalp acısı kandaki alkol miktarının artışınada sebep olur. Acıyı dindirmenin yada arttırmanın en iyi yöntemi budur. Acıyı dindirmek için olanı bilmemde arttırmak için "Rakı" birebirdir. Kimi zaman uğruna kalp acısı çekilen kişinin şerefine kimi zaman ise şerefsizliğine içilir.

Rakıya dair unutulmaması gereken bazı noktalar vardır. Rakı suyla birlikte içilmeli illa sek içilecekse de içine muhakkak buz konulmalıdır. Aksi takdirde Rakı şişede durduğu gibi durmaz adamı çarpar. Bu çarpma işleminden sonra birey telefona sarılıp kalp acısının kaynağına ulaşır ve hoş olmayan sözler sarfedebilir. Kimisinde ise ağlama, sızlama ve yalvarmalar baş gösterir. Bu durum tasvip edilmez. Zira kalp acısı yalnız çekilmeli sadece yakın arkadaşlar durumu bilmelidir. Çünkü zaten kalp acısının sebebi olan kişinin umrunda değilsinizdir ki size bu acıyı vermiştir. Yada sizi gereğinden fazla umursamıştır, tıpkı kalp acısını çeken sizler gibi...